Derlenen binlerce eser doğrudan repertuvara girmedi; arada bir düzenleme ve onay aşaması vardı. Bu aşamada eser notaya alınır, sözü yazılır, yöre ve kaynak kişi bilgisi kaydedilir ve bir kurul tarafından değerlendirilirdi.
Amaç ortak bir dağarcık kurmaktı. Radyo ve topluluk icrası için herkesin aynı biçimi çalabileceği bir metin gerekiyordu.
Bu ihtiyaç bir kazanç getirdi: dağınık bir sözlü repertuvar yazıya geçti ve aktarılabilir hâle geldi.
Aynı ihtiyaç bir bedel de doğurdu. Yazıya geçirilen biçim tek doğru sayılmaya başladı ve varyantlar geri plana düştü.
İkinci bedel süslemedir; nota, sesleri verir ama yöresel süsleme ve vuruş biçimini büyük ölçüde dışarıda bırakır. Bu nedenle kurumsal nota ile kaynak kayıt arasında her zaman bir fark bulunur ve bu fark tavır bilgisidir. Kursiyer açısından doğru yöntem ikisini birlikte kullanmaktır: nota sesleri, kayıt ise söyleyiş biçimini verir. Yalnız notadan öğrenilen bir türkü teknik olarak doğru, karakter olarak düz kalır.
Yalnız kulaktan öğrenilen bir türküde ise ölçü ve perde belirsizliği ortaya çıkabilir. Derslerimizde her türkü hem notasıyla hem kaynak kaydıyla birlikte çalışılır.